Arş. Gör. Dr. Amine Çelik Aydın
İstanbul’un en büyük hanı kabul edilen ve 17. yüzyılda Kösem Sultan tarafından yaptırılan Büyük Valide Han’ın avlusunda küçük bir camii bulunmaktadır. Bu camii ticaretin hala aktif olduğu ancak birçok esnafı içinde barındırmasına rağmen büyük kısmı harabe görüntüsü veren hanın içinde yeni ve bakımlı dış cephesiyle dikkatleri çekmektedir. Ancak onu daha dikkat çekici hale getiren şüphesiz ki İranlılar Camii olarak bilinmesidir. Mescid-i İrâniyân olarak da anılan bu cami öncesinde ahşap bir mescitken 1950 yılında yanmış ve 1951 yılında İranlılar Yardım Derneği tarafından yeniden yaptırılmış.[1] Tabii Büyük Valide Han’da neden bir İranlılar mescidi olduğu sorusu akla geliyor. Bunun sebebini kısa bir araştırmayla bulmak mümkün. Osmanlı döneminden beri handa çok sayıda İranlı ikamet etmiş. Dolayısıyla Kösem Sultan tarafından yaptırılan cami, handa yaşayan çok sayıda bekar İranlı ve Azeri’nin burayı bir merkez olarak kullanmasına sebep olmuş. 1926 yılında Han’da yaşayan doksan dokuz yaşındaki bir Tebrizlinin şu sözleri bu gerçeği ortaya koymaktadır: “Bura Han değildir, memlekettir, on beş bin İrânî oturur, beş yüz bâb hânedir, bir zen ile akdi nikâh eyleyüb âgûşe şevher alan handan çıkar, İstanbul mahallâtında sakin olur.”[2]
Mescit eski tarihlerden itibaren handa kalan İranlı ve Azerilerin Muharrem ayında yaptıkları törenlere de ev sahipliği yapmış. İstanbul Ansiklopedisi’nden öğrendiğimiz kadarıyla törenlerin yasaklandığı 1927’den önce Muharrem matemlerine şahit olan hanın odacı başı bu törenlerin oldukça kanlı yapıldığını, merasime katılanların bıçak ve hançer kullanarak kendilerini yaraladıklarını anlatmaktadır. Ayrıca zincirli topuzlarla sırtlarını döverlermiş. Ancak odacı başının anlattığına göre bu tarihte matem törenlerine sadece 40-50 kişi katılırmış. Bu kanlı gösterilerden sonra ise Beyazıt’a doğru giden matemcileri daha kalabalık bir Şiî cemaat Üsküdar’a kadar takip edermiş. Nihayet törenler Üsküdar Seyid Ahmed Deresi Camii’nde sona erermiş.[3] Günümüzde de Muharrem ayının ilk on gününde ve kırkıncı gününde burada törenler yapılmaktadır. Bu vesileyle bir arkadaşımla 10. Gün (25. 06.2026) akşamı yapılan programa katıldık.

Muharrem Matemleri
Muharrem ayı Şiîler için Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesi nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Özellikle İran’da Muharrem ayının başlangıcından itibaren sokaklarda, camilerde büyüklü küçüklü matem merasimleri düzenlenir. İran’ın hemen her bölgesinde, küçük köylerde dahi Muharrem ayında her güne özel programlar düzenlenir, mersiyeler okunur ve sinezenler göğüslerine elleriyle yahut zincir gibi daha yaralayıcı aletlerle vurarak Hz. Hüseyin için yas tutarlar. En basit haliyle böyle gerçekleşen matemlerin farklı günlerde başka gösterilere de sahne olduğunu söyleyelim. Bu gösteriler bazen Şiî rivayetlere dayalı ilginç temsiller şeklinde yahut izlemesi hayli zor olacak kanlı şekillerde de icra edilmektedir.
İstanbul’da da birkaç bölgede Muharrem programları düzenlenmekte. Bunlardan biri de Büyük Valide Han Camii. Gündüz bilgi almak için gittiğimizde bizi siyah matem kıyafetlerine bürünmüş bir beyefendi güler yüzle karşılayarak camiyi gezdirdi ve program hakkında bilgi verdi. Cami Muharrem ayına özel olarak hazırlanmıştı. Görevli beyefendi bir köşede asılı olan büyük yeşil örtüyü göstererek Meşhed’den İmam Ali Rıza’nın türbesinden getirildiğini söyledi. Her yerde ehl-i beytin adlarının yazılı olduğu siyah bayrak ve flamalar vardı. Açıkçası camide sanki yeniden İran’a gitmiş gibi farklı bir yerde hissettim kendimi. Matem siyah ve kırmızı renklerle, söze ihtiyaç duymadan bir mekânda yaşatılıyordu. Görevli kişiye matem programına katılmak istediğimizi söyleyince akşam saat 8’den sonra başlayacağını, istersek o saate kadar üst kattaki hanımlar kısmında dinlenebileceğimizi ifade etti. Ayrıca çay, su ve lokum gibi ikramlar başlamıştı. Ben de İran’daki törenler ve camii hakkında bazı sorular sordum. Çevrede mukim bir cemaat olmadığı için İran’daki gibi 40 gün boyunca program yapılmadığını, 10. günden sonra programların bittiğini ancak 40. gün yine matem programı yapıldığını ifade etti.

Akşam namazına yakın bir saatte yeniden camiye gelip kadınlar katına çıktık. Burada henüz 10-15 kişi kadar az bir cemaat toplanmıştı. O sırada cemaatten genç bir kızla sohbet etme fırsatımız oldu. Namaza doğru caminin iyice kalabalıklaşacağını söylese de aklıma caminin tamamen dolacağı gelmemişti açıkçası. Gerçekten namaz vaktine yaklaştıkça cemaat artmaya başladı. Türk, Azeri ve İranlı kadınlar siyah matem kıyafetleriyle camiyi doldurmaya başladılar. Yaşlı kadınlardan bebekli annelere kadar Türkiye’deki Şiî cemaatin bir kısmı Süleymaniye’nin kapalı dükkanları arasındaki bu camiye geliyorlardı. Aslında Halkalı’daki törenlere daha aşina olduğumuz için bu bölgedeki küçük bir camiye bu kadar kişinin geleceğini tahmin etmemiştim. Burası İstanbul’da hem Farsça hem de Türkçe sohbet verilen tek yermiş. Bu sebeple İranlıları da çektiği anlaşılıyordu. Namaza başlandığında camii neredeyse dolmuş, kadınlar kısmında 60-70 kişilik bir cemaat oluşmuştu. Erkekler katını tam göremesem de oradaki cemaatin de bu sayıdan biraz fazla olduğu anlaşılıyordu.

Akşam ezanından sonra cemaat akşam ve yatsı namazlarını kıldılar. Ardından önce Türkçe sonra Farsça sohbetler yapıldı. Sohbetler yine Kerbela hakkındaydı. Hz. Hüseyin ve Yezid arasında geçenler yer yer hüzünlü yer yer coşkulu bir ses tonuyla anlatılıyordu. Birkaç mersiye okunmaya başlanırken kadınlar katında da çay, lokum ve helva gibi ikramlar yapılıyordu. Biz de merakla sinezenleri görmeyi bekliyorduk. Mersiyeler okunmaya devam ederken alt katta erkekler ayağa kalkarak ortada toplandılar. Ardından sinezenler Azerice okunan mersiyeler eşliğinde sinelerine vurmaya başladı. Bu sırada kadınlar katında da benzer şekilde fakat oturdukları yerden kadınlar mersiyeye eşlik ediyorlar ve ağlama sesleri yükseliyordu. Kerbela gününden sahnelerin anlatıldığı bu mersiyelere sinezenlerin göğüslerine vurma sesleri eşlik ediyor ve yoğun duyguların hâkim olduğu bir matem atmosferine şahitlik ediyorduk. Caminin eski zamanlardaki şiddetli törenlerinin çok uzağında olan bu sade matemi sessizce seyrettik. Programın sonunda cemaatten birilerinin yemek ikramı olabiliyormuş. Biz biraz erken çıktığımız için ihsan adını verdikleri bu yemek ikramına kalamadık. Ama camiden çıkarken görevliler kalıp yemekten yememiz için çok ısrarcı oldular. Teşekkür ederek ayrılmak zorunda kaldık. Biz ayrılırken program sona ermek üzereydi. Bu sebeple yaklaşık iki buçuk saatlik bir merasim olduğu söylenebilir. Camiden çıktıktan sonra tüm Süleymaniye sessizliğe gömülmüş ve içerideki matem havasından uzak normal bir İstanbul akşamını yaşıyordu. Çakmakçılar yokuşunun sessizliği ve karanlığı içinde, televizyonlarda ve sosyal medyada gördüğümüz, Muharrem matemlerinin bir diğer yüzünü yansıtan şiddetli sahnelerden oldukça farklı bir merasime tanıklık etmiş olarak Süleymaniye’ye doğru uzaklaştık. Büyük Valide Han’ın hiç bilmediğimiz, geçmişten günümüze uzanan Muharrem hafızasıyla da böylelikle tanışmış olduk.

[1] Semavi Eyice, “Büyük Vâlide Hanı”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1992), 6/516.
[2] Reşat Ekrem Koçu, “Büyük Valide Hanı”, İstanbul Ansiklopedisi (İstanbul: İstanbul Ansiklopedisi ve Neşriyat Kolektif Şirketi, 1963), 6/3309.
[3] Koçu, “Büyük Valide Hanı”, 6/3313
