Skip to content Skip to footer

Fikirden Projeye: Bir İlahiyat Öğrencisinin TÜBİTAK 2209-A Tecrübesi

Gülsüm Tarhan[1]

Bazı araştırmalar uzun uzun düşünülmüş bir planla başlamıyor. Bazen farklı zamanlarda karşılaştığınız birkaç fikir, yaptığınız okumalar ve doğru zamanda gerçekleşen bir sohbet, sizi hiç planlamadığınız bir araştırmaya yöneltebiliyor. Benim TÜBİTAK 2209-A projemin[2] hikayesi de böyle başladı.

Lisans eğitimimin ilk yıllarında farklı dersler vesilesiyle akademik metinlerle daha yakından ilgilenmeye başladım. Sonradan proje danışmanım olacak Doç. Dr. Mustafa Celil Altuntaş hocamla küçük bir grup hâlinde yaptığımız haftalık makale okumaları ve değerlendirmeleri de bu ilgimi daha ileri taşıdı. Zamanla bir makaleyi yalnızca okumak yerine kullandığı yöntem, dayandığı kaynaklar ve ele aldığı problem üzerinden değerlendirmeyi öğrendim. Proje fikri de bu okumalar sırasında üzerinde birlikte düşündüğümüz bir meseleyle ortaya çıktı. Mustafa Celil hocam, sahâbe amelinin ayrıntılı biçimde bilinmesinin erken dönem fıkıh düşüncesini anlamak açısından önemli olduğunu sık sık vurguluyordu. Bir gün mânevî inkıtâ konulu bir makaleyi değerlendirirken, sahâbe amelinin daha ayrıntılı biçimde incelenmesinin Hanefîlerin yaklaşımını anlamaya da katkı sağlayabileceği üzerine konuştuk. Bunun üzerine kendisine, “Hocam, bunu bir projeye dönüştürebilir miyiz?” diye sordum. O da bunun mümkün olduğunu söyledi.

İlk olarak araştırmanın hangi kaynak üzerinden yürütülebileceği sorusu gündeme geldi. Bu noktada İmam Mâlik’in el-Muvatta’ı öne çıktı. Eser, hadislerin yanı sıra sahâbe ve tâbiûn rivayetleriyle Medine merkezli erken dönem uygulama birikimini bir arada barındırıyordu. Bu yönüyle el-Muvattaʾ, sahâbe amelini belirli bir metin üzerinden sistematik biçimde inceleyebilmemiz için elverişli bir zemin sunuyordu. Böylece okumalar sırasında ortaya çıkan araştırma fikri, üzerinde çalışılabilir bir soruya ve nihayet somut bir projeye dönüşmeye başladı.

Araştırma sorumuz da giderek netleşti: el-Muvatta’da yer alan sahâbe uygulamalarını tespit etmek ve bunları tarihî ve fıkhî açıdan sınıflandırmak mümkün müydü? Bu uygulamaları bir arada değerlendirdiğimizde erken dönem hukuk düşüncesine dair nasıl bir tablo ortaya çıkıyordu? Buradan hareketle sahâbe amelinin kim tarafından, hangi bağlamda ve ne şekilde ortaya konulduğunu, hangi kaynağa dayandığını ve fıkhî açıdan nasıl değerlendirilebileceğini incelemeyi hedefledim. Araştırmanın veri toplama, sınıflandırma ve analiz aşamalarını kendim yürüttüm; belirli aşamalarda danışmanımın ve farklı hocalarımın görüşlerine başvurarak oluşturduğum çerçeveyi ve ulaştığım sonuçları gözden geçirdim. Böylece tek tek rivayetlerden hareketle daha bütünlüklü bir tablo ortaya koymaya ve bunu sistematik bir biçimde incelemeye çalıştım.

Bir kitabı okumaktan veri üretmeye

Projenin en yoğun aşaması, el-Muvattaʾ içindeki sahâbe uygulamalarını sistematik biçimde tespit ettiğim dönemdi. Yaklaşık 1700 rivayeti tek tek inceleyerek hangi rivayetlerin sahâbe amelini yansıttığını belirlemeye çalıştım. Bunun için önce belirli ölçütler oluşturmam, ardından tespit ettiğim örnekleri farklı kategoriler altında sınıflandırmam gerekiyordu. Zamanla veriler bir Excel dosyasında toplanmaya ve araştırmanın nicel boyutu şekillenmeye başladı. Sonuçta 672 sahâbe amelini farklı değişkenler üzerinden inceleyebileceğim bir veri seti oluşturdum.

Fakat süreç ilk başta düşündüğüm kadar doğrusal ilerlemedi. Bazı rivayetleri hangi kategoriye yerleştireceğim konusunda kararsız kaldığım, oluşturduğum bir sınıflandırmanın veriyi açıklamakta yetersiz kaldığını fark ettiğim zamanlar oldu. Bazen de elde ettiğim sayısal bir sonucu yeniden metin üzerinden değerlendirmem gerekti. Böyle durumlarda başta belirlediğim ölçütleri yeniden gözden geçiriyor, gerektiğinde kategorileri değiştiriyor ve bazı noktalarda hocalarımın görüşlerine başvuruyordum. Bu süreç bana araştırmanın yalnızca veri toplamak ve sonuçları sıralamaktan ibaret olmadığını gösterdi. Kategorileri yeniden düşünmek, ölçütleri gözden geçirmek ve gerektiğinde başa dönmek de araştırmanın kendisiydi.

Bir proje aslında tek kişinin işi değil

Bu süreçte, akademik bir araştırmanın yalnızca bireysel bir çabayla ilerleyemeyeceğini öğrendim. Araştırmayı büyük ölçüde kendim yürütsem de doğru soruyu sormak, fark etmediğim bir eksikliği görmek veya ulaştığım bir sonucu yeniden değerlendirmek için başka bir gözün katkısı gerekiyor. Danışmanımın yönlendirmeleri ve süreç boyunca görüşlerine başvurduğum hocalarımın eleştirileri, çalışmanın şekillenmesinde önemli bir yere sahip oldu. Bazen onların sorduğu kısa bir soru bile üzerinde uzun süre düşündüğüm bir meseleyi yeniden ele almamı sağladı.

Bu deneyim bana danışman seçiminin de proje kadar üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olduğunu gösterdi. Özellikle ilk kez araştırma yapan bir öğrenci için danışmanın ulaşılabilir olması, süreci takip etmesi, gerektiğinde eleştirmesi ve öğrencinin kendi araştırmasını yürütmesine alan açması önemli. Yoğunluğu nedeniyle ulaşılması zor olan, geri dönüşleri geciken veya görüşmeleri sık sık erteleyen bir danışman, araştırma sürecini zorlaştırabilir. Bunun yanında, araştırmanın her aşamasına müdahale eden ve öğrencinin kendi kararlarını vermesine fırsat tanımayan bir danışmanlık da projenin öğrenci tarafından sahiplenilmesini güçleştirebilir. Bence iyi bir danışmanlığın dengesi tam da burada ortaya çıkıyor: Öğrencinin kendi araştırmasını yürütmesine imkân tanırken ihtiyaç duyduğu noktalarda ona rehberlik edebilmek.

Benim deneyimimde de bu denge önemli bir yer tuttu. Danışman hocamın yönlendirmeleriyle araştırmayı büyük ölçüde kendim yürütürken, takıldığım veya yeniden değerlendirmem gereken noktalarda İslam hukuku hocalarımızın görüşlerine başvurdum. Geriye dönüp baktığımda, projenin şekillenmesinde kendi emeğim kadar bu görüşmelerin ve eleştirilerin de önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Bu süreç bana iyi bir akademik rehberliğin, öğrencinin kendi araştırmasını yürütmesine alan açarken ihtiyaç duyduğu noktalarda ona eşlik etmek olduğunu öğretti.

Proje bittiğinde geriye ne kaldı?

Proje tamamlandığında elimde bir proje dosyası, tablolar, veriler ve üzerine yazılmış uzun bir metin vardı. Fakat geriye kalan asıl şey bunlar değildi. Bu çalışma bana bir araştırmanın nasıl başladığını, bir sorunun nasıl somutlaştırıldığını ve cevaba ulaşmaya çalışırken ne kadar çok kez yeniden düşünmek gerektiğini öğretti. Bir metni sadece okumakla yetinmeyip ondan araştırılabilir bir soru çıkarmanın, veriyi düzenlemenin ve ulaştığım sonuçları sorgulamanın ne demek olduğunu ilk kez bu kadar yakından deneyimledim.

Belki de bu yüzden projeyi tamamladığımda kendimi yalnızca bir araştırmayı bitirmiş gibi hissetmedim. Akademi, artık uzaktan ilgi duyduğum bir alan olmaktan çıkıp içinde kendime yer aradığım bir dünyaya dönüşmüştü. TÜBİTAK 2209-A benim için akademik yolculuğumun şekillenmeye başladığı önemli bir eşik oldu.

Projeden Makaleye

Şimdi geriye baktığımda, projenin tamamlanmasının aslında yeni bir sürecin başlangıcı olduğunu görüyorum. Proje sürecinde ortaya çıkan bulgular, çalışmanın makale[3] formatına dönüşmesiyle yeni bir aşamaya taşındı. Bu kez mesele elde edilen veriyi akademik bir metne dönüştürmek, yeniden gözden geçirmek ve yayın sürecinin gerektirdiği düzeltmeler üzerinde çalışmaktı.

Aslında araştırmanın bitmediğini bu aşamada fark ettim. Bir proje tamamlanabiliyor, bir makale gönderilebiliyor; fakat ortaya çıkan her sonuç yeni bir soru doğurabiliyor. Sahâbe amelinin farklı kaynaklarda nasıl izlenebileceği, erken dönem fıkıh düşüncesinin hangi yöntemlerle incelenebileceği ve bugün dijital yöntemlerin bu alanlarda nasıl kullanılabileceği gibi sorular, bu çalışmanın ardından benim için daha anlamlı hâle geldi.

Belki de bu projenin akademik yolculuğuma en önemli etkisi, bana hazır cevaplar vermesinden çok yeni sorular sormayı öğretmesi oldu. Küçük bir araştırmayla başlayan bir sürecin zamanla daha büyük sorulara uzanabileceğini gördüm. Bu yüzden bugün aklında bir araştırma fikri olan öğrencilere en önemli tavsiyem şu: Başlamak için her şeyi biliyor olmayı beklemeyin. Bazen aklınızdaki soruyla bir hocanın kapısını çalmak ve “Bunu araştırabilir miyiz?” diye sormak yeterlidir. Çünkü akademik yolculukların bazıları büyük cevaplarla değil, cesaretle sorulmuş küçük bir soruyla başlar.


[1] İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 2026 mezunu.

[2] TÜBİTAK 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı, Proje No. 1919B012469539, “İmam Mâlik’in el-Muvattaʾ Adlı Eserinde Tarihsel ve Hukuki Etkiler.”

[3] Projenin çıktısı olan “Malik’in Muvatta’ında Sahâbe Amelinin Tespiti: Nicel Verilere Dayalı Bir Analiz ve Yöntem Önerisi” başlıklı makale yayına hazırlanmaktadır.


Yorumları GösterYorumları Gizle

Bir yorum yazın