Giriş
Tuğrul Bey’in Arslan el-Besâsîrî’yi bertaraf ederek Bağdat’a girmesiyle Abbâsîler üzerinde Büyük Selçuklu nüfuzu başlamıştır. Muhammed Tapar’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Mahmûd, Horasan meliki olan amcası Sencer’le giriştiği iktidar mücadelesini kaybetmiş, bunun sonucunda Sencer, devletin başkentini Merv’e taşıyarak Büyük Selçuklu tahtına oturmuş, Sultan Mahmûd ise İsfahan merkezli Irak Selçuklu Devleti’nin ilk hükümdarı olmuştur. Bu dönemde Bağdat’ta hem Sencer hem de Mahmûd adına hutbe okunmuş ve Irak Selçukluları halifelik üzerinde etkinlik kazanmıştır. Sencer’in Horasan’daki isyanlarla meşgul olması ise Irak Selçukluları’nın Bağdat’taki nüfuzunu artırmıştır. Son olarak, Sultan Mahmûd’un ardından iktidara gelen Sultan Mes‘ûd’un Abbâsî halifesi olarak Muktefî-Liemrillâh’ı tahta geçirmesi ve ardından Sencer’in Oğuzlar’a esir düşmesi (Muharrem 548/Nisan 1153), Irak Selçukluları’nın Bağdat’ta tek başlarına hâkimiyet kurmalarını mümkün kılmıştır.
Yaklaşık bir asır boyunca önce Büyük Selçuklu daha sonra da Irak Selçuklu nüfuzu altında kalan Abbâsîler, Bağdat’ın güvenliğinin sağlanmasını Selçuklulara bırakarak, kendi emirlerinde askerî bir güç bulundurmamayı taahhüt etmişlerdir. Selçuklu hanedanı içindeki çekişmelerden yararlanarak siyasî ve askerî açıdan etkin olmaya başlayan Müsterşid ise bununla yetinmeyerek, Sultan Mes‘ûd’a karşı askerî bir mücadele başlatmış, ancak taraflar arasında yapılan savaşta esir düşmüştür. Yerine geçen oğlu Râşid-Billâh da benzer bir tutum sergilemiş, fakat başarısız olarak halifelikten uzaklaştırılmıştır.
Râşid-Billâh’ın kısa süren halifeliğinden sonra onun yerine geçen Muktefî-Liemrillâh, seleflerinin başarısızlıkla sonuçlanan girişimlerinden sonra Selçuklu yönetiminin kendisine sunduğu şartlara bağlı kalmıştır. Ancak Sultan Mesʿûd’un ölümünün ardından Vezir İbn Hübeyre’yle birlikte Bağdat’ta ve Irak’ın çeşitli yerlerinde Selçuklu devlet adamlarına ait arazilere el koymuş ve bu durum Selçuklular’a karşı yaklaşık beş yıl sürecek bir mücadelenin başlangıcı olmuştur. Muktefî’den sonra Abbâsî tahtına çıkan Müstencid-Billâh, bu politikayı genişletmek istemişse de iç karışıklıklar ve emîrlerin baskısı nedeniyle başarılı olamamıştır. Bu süreçte her iki halifenin vezirliğini üstlenen İbn Hübeyre’nin, özellikle Irak Selçuklu Sultanı Muhammed b. Mahmûd’un başarısızlıkla sonuçlanan Bağdat muhasarasına karşı aldığı etkili tedbirler Abbâsî-Selçuklu ilişkileri açısından bir dönüm noktasını teşkil etmektedir.
Vezirliğe Tayin Edilmesi
Hanbelî fakihi ve devlet adamı İbn Hübeyre, Rebîülâhir 499/Aralık 1105 tarihinde Bağdat yakınlarındaki Düceyl bölgesinde doğmuştur. Genç yaşta geldiği Bağdat’ta dönemin önde gelen Hanbelî âlimlerinden, özellikle Kadı İbn Ebû Ya‘lâ ve İbnü’z-Zâgûnî gibi isimlerden ders almıştır. Arap dili ve fıkıh alanlarında eserler vermiş ve birçok öğrenci yetiştirmiştir. Eserleri cami ve medreselerde okutulmuş, ilmî ve idarî yönüyle döneminin önemli şahsiyetlerinden birisi olmuştur.
Fakir bir aileden gelen İbn Hübeyre, Bağdat’taki tahsili sırasında yaşadığı maddî sıkıntılar nedeniyle devlet hizmetine girmiştir. Vergi âmilliği ve beytülmâlde çeşitli görevlerde bulunduktan sonra, 542/1147 yılında Halife Muktefî tarafından beytülmâl reisliğine, ardından Dîvânü’z-zimâm başkanlığına atanmıştır. Görevlerindeki başarısı ve ahlakî meziyetleri sayesinde halifenin güvenini kazanmış, özellikle Selçuklular’ın Bağdat’taki askerî valisi (şahne) Mes‘ûd el-Bilâlî’nin haddi aşan tutumuna karşı Sultan Mes‘ûd’a yazdığı diplomatik mektupla halifenin takdirini toplamıştır.
İbn Hübeyre’nin Halife Muktefî nezdindeki itibarını pekiştiren ikinci önemli gelişme, Selçuklu emirlerinin Melik Muhammed etrafına toplanarak Sultan Mes‘ûd’a karşı muhalif bir grup oluşturup halifeden malî destek talep etmeleri üzerine yaşanmıştır (543/1148). Muktefî başlangıçta bu talebi olumlu karşılasa da İbn Hübeyre’nin stratejik değerlendirmeleri doğrultusunda bu desteği reddetmiş ve onun önerisiyle bu malî desteği yerel unsurlardan oluşan bir ordu kurmak için harcamıştır. Kurulan ordu kısa sürede asî emîrleri mağlup etmiştir. Söz konusu dönemde halife, Selçuklu sultanıyla olan anlaşmasını fiilen sonlandırarak asker toplamaya başlamış, bu da Abbâsîler üzerinde siyasî ve askerî açıdan Selçuklu nüfuzunun yavaş yavaş kaldırılması için önemli bir adım olmuştur.
Bu süreçte gösterdiği üstün gayretten dolayı Muktefî tarafından saraya çağrılan İbn Hübeyre, Bâbülhücre’de vezirler için hazırlanan hil‘atı giydikten sonra çeşitli lakaplarla taltif edilmiştir. Ardından siyah bir at üzerinde saraydan ayrılarak Dârülvezîr’e geçmiş ve burada Dîvânü’l-inşâ reisi tarafından vezirliğe tayin edildiğine dair kendisine resmi bir âhidnâme okunmuştur (3 Rebîülâhir 544/ 10 Ağustos 1149)
Irak Selçuklu Sultanı Mes‘ûd’un Ölümü ve Abbâsîler’in Irak’ta Yeniden Hâkimiyet Kurması
Sultan Sencer’in Büyük Selçuklu tahtına geçip başkenti Merv’e taşımasıyla Irak Selçuklu emîrleri arasında meydana gelen taht mücadeleleri, Abbâsîler’in siyasî hâkimiyetlerini yeniden tesis etmeleri için uygun bir ortam meydana getirmiştir. Ancak halef selef iki Abbâsî halifesi Müsterşid ve Râşid’in Selçukluların içinde bulunduğu iç karışıkları fırsat bilerek askerî faaliyetlerini arttırmaları Irak Selçuklu sultanı Mes‘ûd tarafından engellenmiştir. Daha sonra Muktefî’nin Abbâsî tahtına geçmesiyle Bağdat’a gelen Sultan Mes‘ûd, halifenin emrinde asker bulundurmayacağı ve Türklerden asker (memlük) edinmeyeceğine dair ondan bir ahidnâme almıştır. Ayrıca Müsterşid ile yapılan savaş nedeniyle Râşid’den alamadığı tazminatın karşılığı olarak, saraydaki altın, gümüş ve kıymetli eşyalara el koymuştur.
Abbâsîler’in Selçuklu hâkimiyetini sona erdirme girişimlerini ağır kayıplarla bastıran Sultan Mes‘ûd, Halife Muktefî’ye karşı askerî ve ekonomik sınırlamalar getirerek benzer teşebbüsleri önlemeyi amaçlamıştır. Muktefî ise gerek seleflerinin başarısızlıkla sonuçlanan girişimlerini gerekse devletin içinde bulunduğu siyasî ve ekonomik durumu dikkate alarak Selçuklu sultanının sunduğu şartları kabul etmiş ve iki hanedan arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla Sultan Mesʿûd’un kız kardeşiyle evlenmiş, kendi kızını da Sultan’a nikâhlayarak akrabalık bağı kurmuştur.
Halife Muktefî’nin Selçuklu yönetimine karşı izlediği temkinli ve uzlaşmacı siyaset, veziri İbn Hübeyre tarafından da sürdürülmüştür. Ancak Sultan Mes‘ûd’un 547/1152 yılındaki vefatı, Abbâsîler açısından yeni bir dönemin başlangıcı olmuş ve bundan sonraki aşamada Muktefî ve İbn Hübeyre, Bağdat’ta güçlü bir Selçuklu liderliğinin oluşmayacağını öngörerek, vakit kaybetmeden sultanın ve yakın çevresindekilerin başkentteki mallarına el koymuşlardır.
Sultan Mesʿûd’un ölümünün ardından Halife Muktefî ve veziri İbn Hübeyre’nin Selçuklu otoritesine karşı aldıkları bu önlemler, Selçuklular’ın Bağdat şahnesi Mesʿûd el-Bilâlî’nin Irak’ın kuzeyinde yer alan Tikrît’e kaçmasına yol açmıştır. Bu süreçte Selçuklu tahtına çıkan Melikşah b. Mahmûd yetersiz bulunarak yerine ağabeyi Muhammed b. Mahmûd geçirilmiştir. Mes‘ûd el-Bilâlî, Irak’ın güneyinde yer alan Hille’de güç kazanarak çevredeki şehirleri de etkisi altına alma potansiyeli taşıyınca, İbn Hübeyre üç binden fazla askerle Hille’ye yürüyüp burada Abbâsî otoritesini yeniden tesis etmiştir. Ardından sırasıyla Kûfe ve Vâsıt da ele geçirilmiştir. Böylece Abbâsîler, Kûfe’den Bağdat’ın kuzeydoğusunda bulunan Hulvân’a, Basra Körfezi’nin kıyısında yer alan Abadan’dan Tikrît’e kadar uzanan merkezî Irak topraklarının büyük bir kısmında hâkimiyet sağlamışlardır. Bölgedeki verimli tarım arazileri ve daha önce Selçuklu emîrlerine iktâ olarak verilen topraklar, İbn Hübeyre ve Abbâsî ileri gelenlerine tahsis edilmiştir. Ayrıca hizmetlerinden ötürü İbn Hübeyre’ye “Tâcülmülk”, “Felekülümme” unvanları verilmiş ve kendisine ipekten bir hil‘at takdim edilmişse de o bunu giymeyi kabul etmemiştir.
Sultan Muhammed’in Bağdat Kuşatmasına Karşı İbn Hübeyre’nin Faaliyetleri
İbn Hübeyre’nin Selçuklu emîrlerine tahsis edilen iktâ arazilerine el koyması ciddi huzursuzluk yaratmış ve bu durum Irak Selçuklu sultanı Muhammed’a şikâyet edilmiştir. Emîrler, geçim kaynaklarının kesildiğini ve idarî kadrolarının tasfiye edildiğini belirterek acil müdahale talebinde bulunmuşlardır. Ancak Sultan Muhammed, Muktefî’ye karşı askerî müdahaleyi uygun görmeyerek seleflerinden farklı olarak halifeye itaat ettiğini ifade etmiştir. Buna rağmen Mes‘ûd el-Bilâlî ve Sultan Mes‘ûd’un diğer sadık adamları, geniş çaplı bir ordu hazırlayarak Bağdat üzerine yürümeye karar vermişlerdir.
Mes‘ûd el-Bilâlî ve müttefiklerinin hem Sultan Muhammed’den hem de Büyük Selçuklu sultanı Sencer’den bekledikleri desteği alamamaları, dönemin siyasî koşullarıyla yakından ilişkilidir. Abbâsîler’e karşı Selçuklu müdahalesinin geçmişteki örneklerine rağmen, Sultan Sencer bu dönemde Irak’taki gelişmelere müdahil olamamıştır. Bunun temel sebepleri arasında, Sencer’in Horasan’da Gurlular’la sürdürdüğü askerî mücadele ve hemen ardından patlak veren Oğuz isyanı yer almaktadır. Sencer’in bu isyan sırasında esir düşmesi, Selçuklu hâkimiyetinin zayıflamasına ve Abbâsîler karşısında Irak Selçukluları’nın yalnız kalmasına yol açmıştır.
Mes‘ûd el-Bilâlî liderliğindeki Selçuklu kuvvetleri, Hemedan’dan hareket ettikten sonra Horasan yolu üzerinde karargâh kurmuşlardır. Sultan Muhammed’den beklenen desteğin sağlanamaması üzerine, Selçuklu emîrleri, Tikrît Kalesi’nde tutulan ve ileride Irak Selçuklu sultanı olacak Arslanşah b. Tuğrul’u siyasî bir figür olarak kullanmak üzere yanlarına getirmiştir. Türkmen ağırlıklı ordunun etrafında birleşmesi amacıyla Arslanşah sembolik bir hükümdar gibi donatılmış ve ordunun merkezine yerleştirilmiştir. Ardından, Selçuklu kuvvetleri Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Şehrebân köyünü ele geçirmiştir. Yaklaşık on iki bin kişilik Selçuklu ordusunun Bağdat’a yaklaştığını öğrenen Halife Muktefî, mevcut kuvvetlere ek olarak Irak’taki iktâ sahiplerinden asker toplamış ve sayısı otuz bine ulaşan bir ordu oluşturmuştur. Vezir İbn Hübeyre ve önde gelen emîrlerin yer aldığı bu ordu, Muktefî komutasında Becimzâ (veya Bekimzâ) köyüne doğru harekete geçmiştir. Receb 549’da (Ekim 1154) yapılan savaşta Selçuklu kuvvetleri ilk etapta Abbâsî ordusunun sol kanadını dağıtarak başarı kazansa da Muktefî’nin komutasındaki merkez ve sağ kanat karşı saldırıya geçerek Selçuklu ordusunu bozguna uğratmış, Arslanşah b. Tuğrul ise Azerbaycan’daki Atabeg Şemseddîn İldeniz’in yanına gönderilmiştir. Aldığı yenilginin ardından Vâsıt’a çekilen Mes‘ûd el-Bilâlî ve Türşek, burada İbn Hübeyre’nin iktâ arazilerine saldırmış, İbn Hübeyre ise düzenlediği seferle onları tekrar mağlup etmiştir (25 Şaban 549/4 Kasım 1154). Bu başarısı üzerine Muktefî, kendisini Sultânu’l-Irâk Melikü’l-cüyûş unvanıyla onurlandırarak hil‘at giydirmiştir.
Abbâsîler karşısındaki başarısızlığın ardından Sultan Muhammed, emîrlerini uyararak girişilen mücadelenin yanlışlığını ve savaşın askerî ve ekonomik kayıplarının Irak Selçukluları’nı zayıflattığını vurgulamış, ayrıca Arslanşah’ın İldeniz’in yanına gönderilmesini hanedanın geleceği açısından tehdit olarak değerlendirmiştir. Gerçekten de Arslanşah’ın tahta çıkmasıyla, Atabeg İldeniz’in fiilen Irak Selçuklu hâkimi hâline gelmesi, Sultan Muhammed’in daha önce dile getirdiği endişeleri doğrulamıştır.
Muktefî’nin Selçuklu yönetimi karşısında engellenemeyen bu yükselişi ve Bağdat’ta Süleyman Şah’ın adına hutbe okutulması -ki Sultan Muhammed daha önce kendi adına Bağdat’ta hutbe okutulmasını istediğinde halife onun bu isteğine karşı kayıtsız kalmıştı- ayrıca askerî bir birlikle Azerbaycan’a gönderilmesi, Sultan Muhammed’in halifeye karşı tutumunu değiştirmiştir. Sultan, Bağdat’a sefere çıkmış ve hazırladığı orduyla Ba‘kûba’ya ulaşmıştır (Zilhicce 551/Ocak 1157). Selçuklu kuvvetlerinin Bağdat’a yaklaşması üzerine Muktefî ve veziri İbn Hübeyre, Irak’taki emîrlerden takviye istemiştir. Ancak yalnızca Vâsıt Emîri Kutluğpars destek verirken, diğer emîrler talebi reddetmiş veya çekimser kalmıştır. Batîha emîri Bedr b. Muzaffer, halifeye verdiği asker ve mal taahhüdünü azaltmak istemiş, İbn Hübeyre ise buna engel olmuştur. Daha sonra Bedr, İbn Hübeyre’ye duyduğu kinle Selçuklu tarafına asker ve mühimmat göndermeye karar vermiştir.
Muktefî, Bağdat’a asker toplamada istediği sonucu tam olarak elde edememiş gibi görünse de aslında Sultan Mes‘ûd’un ölümünü müteakip Selçuklular’a karşı başlattığı hâkimiyet mücadelesinin ilk zamanlarından itibaren Bağdat’ın savunmasına yönelik aldığı tedbirler bu açığı kapatmasına yardımcı olmuştur. Şimdi de şehrin gıda ve mühimmat ihtiyacını karşılamak için malzeme depolanmasını, ayrıca mancınıklar için taş temin edilmesini emretmiştir. Yine Dicle Nehri’nde savaş gemileri hazırlatmış, surların tahkim edilmesi, okçu ve mancınık yerleşimi ile halkın ve değerli malların güvenli bölgeye taşınmasını sağlamış, köprülerin ve bazı kasırların yıkılmasını istemiştir.
Muktefî ve İbn Hübeyre’nin savunma tedbirleri Bağdat’ın korunmasında etkili olmuştur. Sultan Muhammed, Bâbüşşemmâsiyye’de karargâh kurarak şehri ele geçirmenin zor olduğunu anlayınca halifeye itaat ettiğini belirterek hutbede isminin anılmasını istemiştir. Ancak Muktefî, Sultan Muhammed’e Bağdat’ı muhasara etmeden önce elçilik heyeti göndermiş olsaydı bu talebin olumlu karşılanabileceğini, şimdi ise savaşmadan geri dönmeleri halinde elçilik heyetiyle görüşmeyi kabul edeceklerini bildirerek Selçuklu tarafının girişimlerini geri çevirmiştir. Muktefî’den istediği cevabı alamayan Sultan Muhammed karargâhını Dicle Nehri’nin batı yakasında kurarak Dârülhilâfe’nin Dicle’ye bakan batı tarafında sur olmadığı için muhtemelen işlerinin daha kolay olacağını düşünüp buradan Bağdat’a karşı büyük bir saldırı başlatmışlardır.
Muktefî, kuşatmanın başından itibaren Dicle Nehri’ne gemiler çıkararak Sultan Muhammed’in batı yakasındaki karargâhına saldırı düzenlemiş ve böylece Dârülhilâfe’ye yapılacak saldırıları engellemeye çalışmıştır. Vezir İbn Hübeyre’nin hazırlattığı gemiler ve halifeye muhalif Bedr b. Muzaffer’in daha güneyden gönderdiği gemilerin nehrin yukarısına çıkmasını engellemiştir. Bunun sonuncunda Bedr’in gemileri geri çekilmek zorunda kalmış, ancak Hille’den gelen takviyelerle saldırılar devam etmiştir. Muktefî’nin askerleri ve halkın desteğiyle bu saldırılar etkisiz hale getirilmiş, çok sayıda gemi batırılmış ve askerlerin çoğu boğularak ölmüştür. Hille’den destek için gelen Bedr b. Muzaffer’in Abbâsîler karşısında yenilmesine rağmen Sultan Muhammed, Bağdat kuşatmasını sürdürmüştür. Kuşatma nedeniyle gıda sevkiyatının neredeyse durma noktasına gelen şehirde ekonomik kriz yaşanmaya başlamıştır. Bunun üzerine Vezir İbn Hübeyre, askerlerin erzaklarını halka satmalarını sağlayarak fiyat artışını önlemeye çalışmıştır.
Bağdat’taki ekonomik krizin önlenmesinin yanı sıra, İbn Hübeyre kuşatmanın başarısız olması için iki stratejik hamle yapmıştır: Sultan Muhammed’in yanındaki Selçuklu emîrlerine mektuplar göndererek onları sultana karşı tutum almaya ikna etmek ve Azerbaycan’daki Şemseddîn İldeniz’i, Selçuklu şehzâdeleri Arslanşah veya Melikşah’la birlikte Hemedan’a sefere çıkmaya teşvik etmek. İbn Hübeyre, Selçuklu emîrlerine gönderdiği mektuplarda onları Emîrü’l-mü’minîn’e itaat etmeye ve Sultan Muhammed’e karşı tavır almaya çağırmıştır. Mektuplarda emîrlere maddi ödüller teklif ederek, Sultan Muhammed’in onlara ihtiyaç duyduğu sürece yanında kalacaklarını, aksi takdirde iltifatından mahrum kalacaklarını belirtmiştir. Bu strateji başarıyla sonuçlanmış ve emîrler, Sultan Muhammed’in kesin sonuç almayı düşündüğü bazı girişimlerine engel olmaya başlamıştır.
Diğer taraftan İbn Hübeyre’nin Azerbaycan’daki Şemseddîn İldeniz ile yazışmaları sonucunda Melikşah, İldeniz’le birlikte Hemedan’a sefere çıkmıştır. Melikşah’ın Hemedan’ı ele geçirip Irak Selçuklu tahtına oturduğuna dair gelen haberler, Selçuklu kuvvetlerinde büyük endişe yaratmış, bunun üzerine Sultan Muhammed, emîrleriyle birlikte toplanarak Dicle Nehri’ni geçip Dârülhilâfe’ye toplu bir saldırı kararı almıştır. Ancak nehir üzerine kurulan köprü, şiddetli rüzgâr nedeniyle zarar görüp birçok asker nehre düşerek ölmüştür. Diğer taraftan bu aşamada Hemedan’dan gelen olumsuz haberler ve bazı emîrlerin desteğini çekmesi üzerine Sultan Muhammed, Bağdat kuşatmasını sona erdirerek geri çekilmiştir (25 Rebîülâhir 552/6 Haziran 1157). Bu geri çekiliş sırasında Abbâsî askerleri ve Bağdat halkı, Selçuklu karargâhı olan Dârülmemleke’yi ele geçirip yağmalamıştır.
Sultan Muhammed’in yaklaşık beş ay süren Bağdat kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması, Selçuklu sultanlarının Bağdat üzerindeki hâkimiyet ümitlerini sona erdirmiştir. Selçuklu kuvvetlerinin çekilmesinin ardından Halife Muktefî, kuzeyde Avânâ ve Femüdüceyl, güneyde ise Batîha’ya giderek Abbâsî otoritesini yeniden tesis etmiştir. Bu süreçte siyasî ve askerî açıdan gerçekleştirdiği faaliyetlerle Muktefî’ye en büyük desteği veren kişi şüphesiz İbn Hübeyre olmuştur.
Vefatı
Abbâsîler’in Selçuklular’a karşı güç kazandığı dönemde önemli bir rol oynayan İbn Hübeyre, Muktefî ve Müstencid dönemlerinde 16 yılı aşkın vezirlik yapmış, siyasî ve dinî konulardaki isabetli kararlarıyla halifelerin güvenini kazanmıştır. Muktefî onu “Abbasoğulları’nın en iyi veziri” olarak nitelendirmiş ve kendisine yıllık yüz bin dinar maaş bağlamıştır. Dindarlığı, cömertliği ve mütevazılığıyla halk arasında da büyük itibar kazanmıştır. Bununla birlikte İbn Hübeyre’nin ömrünün sonlarına doğru gerçekleştirdiği bazı faaliyetler sebebiyle kendisine muhalif bir grubun oluşmasına zemin hazırladığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Müstencid, İbn Hübeyre’nin görüşüne uyarak iktâ arazilerini haracî araziye çevirmiş, bundan dolayı insanlar İbn Hübeyre’nin aleyhinde konuşmaya başlamışlardır. Ayrıca Halife Müstencid’in yakınında bulunan Sevbe b. Ukaylî’nin tutuklanması, İbn Hübeyre’nin kıskançlıkla hareket ettiği iddialarını da beraberinde getirmiştir. Bütün bu gelişmelerin ardından İbn Hübeyre üç ay içinde hayatını kaybetmiştir.
İbn Hübeyre’nin vefat ettiği sıradaki olayları bizzat müşahede eden ve o gece rüyasında bir kişinin Dârülvezîr’e girerek İbn Hübeyre’yi mızrakla öldürdüğünü gören İbnü’l-Cevzî, sabahleyin bu olayı arkadaşlarına anlattığı sırada vezirin vefat haberinin kendilerine ulaştığını söylemektedir. Bunun üzerine orada bulunanlara önceki gün ikindi vakti İbn Hübeyre’yi ziyaret ettiğini ve kendisinin oldukça sağlıklı göründüğünü belirten İbnü’l-Cevzî, ardından Dârülvezîr’e giderek İbn Hübeyre’nin oğlu [İzzeddîn Ebû Abdullah] ile görüşmüştür. Vezirin oğlu, babasının yıkanması ve cenaze işlerinin bizzat İbnü’l-Cevzî tarafından yürütülmesini istemiştir. Hocası İbn Hübeyre’yi yıkarken ilginç bir şekilde parmağındaki yüzüğün düştüğünü söyleyen İbnü’l-Cevzî, ayrıca vücudunda ve yüzünde zehirlendiğine dair bazı emârelerin bulunduğunu belirtmiştir. 13 Cemâziyelevvel 560/28 Mart 1165 tarihinde vefat eden İbn Hübeyre, büyük bir kalabalığın iştirak ettiği cenaze merasiminin ardından Bâbülbasra’da kendi yaptırdığı medreseye defnedilmiştir.
Sonuç
Genç yaşta Bağdat’ta kâtiplik görevine başlayan İbn Hübeyre, zamanla Dîvânü’z-zimâm reisliğine yükselmiştir. Bağdat şahnesi Mes‘ûd el-Bilâlî’nin halifeye karşı tutumlarını sınırlamak amacıyla Selçuklu sultanına yazdığı etkili mektup ve halifeye verdiği askerî-siyasî tavsiyeler, Halife Muktefî’nin güvenini kazanmasını sağlamıştır. Nihâyet Vezir İbn Sadaka’nın bu süreçte sahip olduğu makamın gereklerini yerine getirmekte aciz kalmasıyla da vezirliğe tayin edilmiştir. Vezirliğinin ilk döneminde Muktefî’nin Selçuklularla uzlaşmaya dayalı siyasetini sürdüren İbn Hübeyre, Sultan Mes‘ûd’un ölümünden sonra Abbâsîler’in Irak’taki hâkimiyetini artırmaya yönelik adımlar atmıştır. Bu doğrultuda Hille, Kûfe, Basra ve Ahvaz gibi güney bölgelerine seferler düzenlemiş, bu yerleri Mes‘ûd el-Bilâlî’nin kontrolünden alarak merkezî Irak topraklarını yeniden Abbâsî egemenliğine katmıştır.
Sultan Muhammed, Muktefî’nin Bağdat’ta Süleyman Şah adına hutbe okutması üzerine Bağdat’ı kuşatma kararı almıştır. İki aydan uzun süren bu kuşatma sırasında İbn Hübeyre, askerî, ekonomik ve siyasî tedbirlerle kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Muktefî şehir savunmasını güçlendirirken, İbn Hübeyre Irak’ın çeşitli bölgelerinden asker sevkini sağlamış, ayrıca muhasara sırasında gıda sevkiyatının neredeyse durma noktasına geldiği Bağdat’ta askerlere maaş yerine devletin tahıl ambarlarında bulunan erzakları dağıtarak fiyatlardaki artışın önüne geçmiştir.
Bağdat kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanmasında, İbn Hübeyre’nin iki stratejik müdahalesi belirleyici olmuştur. İlk olarak, Selçuklu emîrleriyle yaptığı yazışmalar sayesinde onların Sultan Muhammed’e karşı tavır almalarını sağlamış ve böylece sultan, kesin sonuç beklediği girişimlerde dahi başarıya ulaşamamıştır. İkinci olarak ise, Şemseddîn İldeniz’e gönderdiği mektupla onu Arslanşah veya Melikşah’la birlikte Hemedan üzerine sefere teşvik etmiştir. Bu çağrıyla birlikte, Sultan Muhammed’e karşı olumsuz tutum sergileyen Melikşah, savunmasız durumdaki Hemedan’ı ele geçirmiştir. Hemedan’ın düşmesi Bağdat’ı kuşatan Selçuklu askerleri arasında panik yaratmış, kuşatmanın seyri değişmiş ve Sultan Muhammed geri çekilmek zorunda kalmıştır. Sonuç olarak, Muktefî, veziri İbn Hübeyre’nin etkili politikaları sayesinde Selçuklu nüfuzuna son vermiş ve Abbâsîler’in yaklaşık iki asır sonra başta Bağdat olmak üzere merkezî Irak toprakları üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmeyi başarmıştır.
