19. yy’ın Sosyal ve Siyasal Tartışmaları Bağlamında Hadis Derlemelerini Yeniden Okumak
Hz. Peygamber’in yol göstericiliği ve onun bir tezahürü olarak hadisler klasik dönemden itibaren toplumların dini, sosyal, ahlaki, siyasi anlamda şekillenmesinde önemli role sahip olmuştur. Nitekim Hz. Peygamber’in “Ümmetimin dinî işlerine dair kırk hadis derleyen kimseyi Allah Teâlâ fakihler ve âlimler topluluğu arasında diriltir” hadisi sonucunda hicri ikinci asır itibariyle gelişen kırk hadis literatürü özellikle toplumların dini, ahlaki ve sosyal anlamdaki gelişimlerinin yönlendirilmesi ve ali isnad derlemeleri gibi hadisin teknik konularını da içermesi hasebiyle oldukça önemli bir paya sahiptir Bununla birlikte “kırk hadis literatürü” kavramının zaman içerisinde farklı sayılarda ve belli konulardaki hadislerin derlendiği bir literatüre dönüştüğü söylenebilir.
Nilüfer Kalkan Yorulmaz’ın “19. yy’ın Sosyal ve Siyasal Tartışmaları Bağlamında Hadis Derlemelerini Yeniden Okumak” isimli çalışması 20-21 Aralık 2019 tarihinde Sahn-ı Seman’dan Darulfünun’a Osmanlı’da İlim ve Fikir Dünyası: Alimler, Müesseseler ve Fikri Eserler, 19. Yüzyıl Sempozyumunda sunulmuş ve tebliğin içeriği genişletilerek ve kısmen değiştirilerek Prof. Dr. Ahmet Hamdi Furat’ın editörlüğünde hazırlanan Sahn-ı Semân’dan Dârülfü̈nûn’a Osmanlı’da İlim ve Fikir Dünyası XIX. Yüzyıl isimli eserde 2021 yılında kitap bölümü olarak yayımlanmıştır. 19. Yüzyılda Osmanlı coğrafyasında kaleme alınan Abdulvehhâb Yasincizâde’nin (ö. 1249/1833) Hülasatü’l-Burhan f î İtaati ‘s-Sultan, İbrahim Sıdki İşkodravî’nin (ö. 1250/1834) Risâle fi Hakki’l-Libâs, Mahmud el-Hamza’nın (ö.1304/1887) el-Burhân ‘alâ bekā’i mülki Benî ‘Osmân ilâ âhıri’zamân, Bereketzâde İsmail Hakkı’nın (ö. 1336/1918) Bekâ-i Saltanâti Osmaniye, Mustafa Takî Efendi’nin (ö. 1343/1925) Kırk Hadis’i isimli dört derlemeyi konu edinen çalışma yukarıda bahsedilen “kırk hadis literatürü” kavramının 19. Yüzyılda Osmanlı’daki örnekleri üzerinde durmaktadır. Çalışma sadece bu örnekleri tanıtmayı değil kırk hadis literatürünün mahiyetine de uygun bir şekilde dönemin sosyal ve siyasal olayları bağlamında bu risalelerle toplumun eğitilmesi, yönlendirilmesi hususuna da temas etmektedir. Bunu yaparken ise üç temel noktadan hareket etmektedir. Birincisi zikri geçen risalelerde yer alan müelliflerin yapmış oldukları tercihlerdir. İkincisi müelliflerin hadisleri tercüme ederken kullandıkları kelimeler veya tercüme etmeyi tercih etmedikleri kelimelerden hareketle varılan sonuçlardır. Sonuncusu ise müelliflerin kimi zaman hadislere ekledikleri yorumlardır. Bu üç mihenk noktasının eserlerdeki hadislerin bir nevi müellifin konuyla ilgili temsil ettiği görüşü ve bu görüşe Hz. Peygamber ile kazandırılmaya çalışılan meşruiyeti temsil ettiği düşünülmektedir.
Osmanlı devletinin en sancılı ve en hareketli dönemlerinden birine tekabül eden 19. Yüzyıl’da kılık kıyafette yaşanan değişimler, padişahın otoritesinin sorgulanmaya başlanması, meşruiyet ve hilafet tartışmaları dönemin hem idari hem de toplumsal ayağının temel gündemleri arasındadır. Bir değişim, dönüşüm ve sorgulamaların yer bulduğu dönemde halk arasında konulara nasıl yaklaşılması gerektiğine dair yapılacak yönlendirmeler ehemmiyet arz etmeye başlamıştır. Nitekim dönemin iki önemli padişahından biri olan II. Mahmut döneminde yeniçeri ocağının kaldırılması, Kıyafet Nizamnamesinin yayınlanması ve Sultan’a itaat tartışmalarının başlaması gibi hususlar ön plandayken II. Abdülhamit döneminde meşrutiyet, hilafet ve sultana itaat konularının konuşulduğu görülmektedir. Böyle bir dönemde telif edilen ve yukarıda zikri geçen dört risale ise toplumun bu tartışmalara ve değişimlere verdiği tepkilerin Hz. Peygamber’in yol göstericiliğinde nasıl yönlendirileceği konusunda önemli malzemeler sunmaktadır.

Yasincizâde Abdulvehhâb Efendi’nin Hulâsatu’l-Burhân fi İtaati’s- Sultân isimli risalesinin 1831 yılında Sultan II. Mahmut’un isteği üzerine neşredilmesi dahi hadislerin toplumun şekillenmesinde rolüne işaret etmesi açısından önemlidir. Nitekim 25 hadisin yer aldığı bu çalışmanın ana gündem maddesini müellifin de mukaddime de işaret ettiği üzere sulatana itaat meselesinin oluşturduğu görülmektedir. Çarpıcı bir örnek olması hasebiyle Yazincizâde’nin eserine almış oludğu 25 hadisten biri olan “تَمَسَّكُوا بِطَاعَةِ أَئِمَّتِكُمْ وَلَا تُخَالِفُوهُمْ فَإِنَّ طَاعَتَهُمْ طَاعَةُ اللهِ، وَإِنَّ مَعْصِيتَهُمْ مَعْصِيَةُ اللهِ، فَإِنَّ اللهَ بَعَثَنِي أَدْعُو إِلَى سَبِيلِهِ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ، فَمَنْ خَلَفَنِي فِي ذَلِكَ فَهُوَ مِنِّي وَأَنَا مِنْهُ” rivayeti ele alınabilir. Nitekim bu hadis hem konu itibariyle hem de müellif tarafından yapılan tercümesi itibariyle dönemin siyasal olaylarına ışık tutmaktadır. “Padişahlarınızın itaatine temessuk edip onların emrine muhalefet etmek zira onlara itaat, vacibu’l-vucûb’a itaat ve onlara isyan, Hak celle ve alâ hazretlerine isyandır. Allah Teâla nebî peygamber ba‛s eyledi sizi hikmet ve mevʻiza-i hasane ile tarik-i Hakka davet ederim” diye tercüme edilen hadiste geçen “أَئِمَّتِكُمْ” kelimesinin padişah olarak çevrilmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti’ne karşı isyan eden Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın ilerlemesi, Sırp ve Yunan İsyanları ile Osmanlı’nın giderek güç kaybediyor olması da dönemin padişahının otoritesinin sorgulanmaya başlamasını beraberinde getirmektedir. Bu minvalde Yazincizâde’in Sultan’a itaatin önemine dair yaptığı vurgu da anlaşılır olacaktır. İbrahim Sıdki İşkodravi’nin (ö. 1250/1834) II. Mahmut Dönemindeki Kıyafet Nizamnamesinden sonra 1830 yılında yayımlanan Risâle fi Hakki’l-Libâs isimli eserinin de incelendiği çalışmada İşkodravi’nin risaleyi ele alma sebebine yer verilmiştir. Buna göre İslam beldelerinde kadim kıyafetlerin terkedilmesinin toplumda bir takım ihtilaflara sebep olması eserin ele alınma gerekçesi olarak sunulmaktadır. Nitekim esere kaydedilen hadislerden birinde “مَا أَسْفَلَ مِنَ الكَعْبَيْنِ فَهُوَ فِي النَّارِ”, “Libâsı topuklarından aşağı olan kimse cehennemdedir” hadisinin Kıyafet Nizamnamesinde yer alan askerlerin uzun ve topuktan sarkan pantolanlar giymesi ile ilişkisi kurulabilmektedir. Hadislerle ilgili yorumlarda da bulunan İşkodravi, mümin bir kimsenin kıyafetini sarkıtmasının tekebbür nişanı olacağını vurgulamaktadır. Bereketzâde İsmail Hakkı’nın (ö. 1336/1918) Bekâyı Saltanâti Osmaniye isimli 1911’de kaleme alınan tercüme nitelikli eseri, II. Abdülhamit döneminde yaşanan hilafet tartışmalarını gündeme getirmektedir. Bu eserde “الْخِلَافَةُ فِي قُرَيْشٍ” hadisinin yer almaması müelliflerin yaptıkları seçkileri göstermesi açısından önemlidir. Başka bir açıdan ise “تَقُومُ السَّاعَةُ وَالرُّومُ أَكْثَرُ النَّاسِ”[1], “Ekser-i nâsın rum olduğu halde kıyamet kopacaktır”[2] hadisi ele alındığında da yine yapılan seçkinin önemi ortaya çıkacaktır. Nitekim hadiste Rumlara yapılan vurgu Osmanlının yönetim merkezinin ve çevresinin diyâr-ı Rum diye anıldığı düşünüldüğünde manidar olacaktır. Mustafa Tâki (ö. 1925) Efendi’nin 1911 yılında basılmış olan 61 hadisten oluşan Kırk Hadis isimli eseri ise amacı ise müellifinin dilinden aktarılmıştır. Buna göre padişahların savaş meydanlarından çekilmesi, vezir ve paşaların zalim olması, alimlerin Allah’ın emirlerini söylemekten imtina etmesi dönemin problemleridir. Dini ve dünyayı korumak adına ise Hz. Peygamber’in hadislerine sarılmak gerektiğini ifade edilmektedir. Örneğin eserdeki ilk hadis “سَيَكُونُ أَئِمَّةٌ مِنْ بَعْدِي يَقُولُونُ وَلَا يُرَدُّ عَلَيْهِمْ، يَتَقَاحَمُونَ فِي النَّارِ كَمَا تَتَقَاحَمُ الْقِرَدَةُ” rivayetidir. “Benden sonra birtakım padişahlar, halifeler olur ki sözleri hiç red olunmaz. Onlar Cehennem ateşinde maymunların yuvarlandıkları gibi yuvarlanırlar.” diye tercüme edilen hadisin yorumlanmasında Mustafa Tâki Efendi, Hz. Peygamber ve ilk halifelerin dahi işlerini istişare ile yürüttükleri ve dolayısıyla Padişahların her sözünün dinlenmesi gerekmediğini ifade eder. Öyle ki meşruiyetin gerekliliğine ve bunun Hz. Peygamber’in emrine uygunluğuna da bu eserde vurgu yapıldığı görülür.
Dolayısıyla yukarıda seçilen örnekler minvalinde bu çalışmada incelenen dört risale çerçevesinde dönemin sosyal, siyasal olayları sonucunda toplumun yaşadığı sorunların çözümünde Hz. Peygamber’in yol göstericiliğine ve otoritesine ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Meslek itibariyle hadisçi olmayan kimselerin kaleme almış oldukları bu risaleler gerek yapılan seçkiler, gerek tercümeler gerekse de yorumlar itibariyle hilafet, kılık-kıyafet, meşruiyet, Sultan’a itaat gibi konulara temas etmiş ve halkın erken dönem hadis literatüründe görüldüğü gibi kırk hadis edebiyatı kapsamında eğitilmesi, yatıştırılması ve yönlendirilmesi sağlanmaya çalışılmıştır denilebilir. Burada zikredilmesi gereken başka bir husus daha bulunmaktadır ki bu kırk hadis literatürünün tümüyle bu amaca bina edilmediği gerçeğidir. Nitekim hadisin teknik konuları, ahlak, dinin namaz gibi emirleri vb. konularda hadislerin derlendiği çalışmaların da bu kapsam da değerlendirileceği söylenmelidir. Ancak çalışmada vurgulanmak istenen literatürün ilgili dönemlerde toplumsal ve idari meselelerde Hz. Peygamber’in yol göstericiliğine ihtiyaç duyulması hasebiyle gelişmeye devam ettiğidir.
[1] Müslim, Fiten, 35; Bereketzâde, Bekâyı Saltanâtı Osmaniyye, s. 19.
[2] Bereketzâde, Bekâyı Saltanâtı Osmaniyye, s.19.
